Dört nala giden at üstünde geriye isabetli ok atış tekniğinin pîri Türklerdir.(Tarihçi El-Cahiz) Hz. Muhammed (s.a.v)’in Ok ve yay üzerine 40’ın üzerinde hadisi bulunmaktadır. Okçuların pîri cennetle müzjdelenen Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a)’dır. Okçuluk talimlerinin yapıldığı alanlara Ok Meydanı denir. Ok meydanlarının en büyük ve ünlüsü İstanbul Ok Meydanı dır. Okçuluğa yeni başlayanlar önce “kepaze eğitimi” alırlardı. Kepaze adı verilen hafif yayı 1 yıl boyunca günde 500 defa çekmek gerekirdi. İleri düzey okçulara Kemankeş denirdi. Kemankeş olabilmek için yaklaşık 590 metreye ok atılması gerekirdi. Osmanlıda yaya takılan ipe çile denirdi. “Çile çekmek” deyiminin kökeni oradan gelir. Menzil, hedef, darp ve kabak atışı olmak üzere 4 atış türü vardır. C formundaki Osmanlı yaylarının yapımı 2-2,5 sene sürerdi. Okçuluk pahalı bir spordu. Osmanlı yayı 2 öküz parası ederdi. Tozkoparan İskender 845,4 metre menzil atışı yapmıştır. Günümüzde Tozkoparan’ın rekoru hala kırılamamıştır. Yapılan menzil atışlarında başarılı olanların oklarının düştüğü yere Menzil Taşı dikilirdi. Günümüzde Geleneksel Okçuluk 50 ülkede yapılmaktadır. Okçular ok atarken “Niyet-i Gaza” ve “Ya HAK !” nidaları ile seslenirler.

GELENEKSEL TÜRK OKÇULUĞU BAŞLANGIÇ EĞİTİMİ

3-6 kişilik gruplarla, kepaze yayı ve ekipmanlarıyla gerçekleşir. 1.5 saatlik 4 derste toplam 6 saatte tamamlanır. Dersler 45 dk. teori 45 dk. pratik şeklinde yapılır. Bu eğitim sonunda kişiler Türk okçuluğunun temel adabını, ritüellerini öğrenir ve kendi başına ok atabilecek, yay kurabilecek seviyeye ulaşır.

Okçuluk zorluklarla başa çıkmayı ve sabırlı çalışmayı öğretir.

Okçuluk öz güveni arttırır.

En iyi okçu kendisini ve nefsini yenendir.

TÜRKLERDE OKÇULUK

Türklerde ok ve yayın hikâyesi çok eski zamanlara uzanır. Oğuz Kağan destanında savaş ve sembol olarak karşımıza çıkar

Orta Asya’da ok, yay ve kılıç en önemli av ve savaş silahları idi. Kılıç yakın mesafelerde etkili bir silahken, ok ve yay yüzyıllarca “uzun menzilli” bir silah olarak kullanılmıştır.

Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra ok ve yaya verilen önem dini bir anlam da kazanmıştır. Yazılı kaynaklarda gördüğümüz kadarı ile İslamiyet’in ilk yıllarında ok ve yay, diğer hiç bir silahın sahip olamadığı özel bir anlam ve önem kazanmıştır.

Bu noktada Hz. Muhammed (SAV)’in ok ve yaya verdiği önem dikkat çekicidir. Ok ve yay üzerine 40’ın üzerinde hadis bulunmaktadır. Bunlardan bir kaçı şöyledir:

“Bir ok sayesinde üç kişi cennete girer: Oku yapan, sunan ve atan”
“Ok atmak nafile ibadetten daha hayırlıdır”
“Ok atmayı öğrenen, sonra da özürsüz terkeden bizden değildir”
“Çocuklarınıza  Kur’an okumayı, ok atmayı ve yüzmeyi öğretiniz”

Ortaçağ’dan 19. yüzyıla kadar Türkiye’den Hindistan’a kadar uzanan İslam coğrafyasında okçuluk atış tekniği ve silah olarak olağanüstü bir seviyeye erişmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda ise en üst seviyesine erişmiştir.

Türklerin eski spor hayatında müsabakalar büyük önem taşımıştır. Güreş müsabakaları, kayık yarışları, at koşuları, cirit (atlı-mızraklı oynan oyun) ve çöğen (polo benzeri oyun) oyunları, kılıç kalkan vuruşmaları halkın büyük ilgisini çekmiştir.

En çok ilgi çeken gösteriler şüphesiz nişancılık ve ok müsabakaları ile ilgili olanlardır. Okçuluk, Osmanlı’da 15. yy.’ın ikinci yarısından itibaren düzenli ve planlı bir spor faaliyeti olarak yapılmaktaydı. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu döneminde, okçuluk faaliyetlerinin gerçekleştirildiği 34 büyük meydan tahsis edilmiştir. Çeşitli illerdeki bu yerler “ok meydanı” olarak anılırdı. Ok meydanları antrenmanların ve yarışmalarının yapıldığı yerler olmaları dışında, sporcuların ikamet ettiği, kendine ait ödenekleri, idarecileri ve hizmetlileri olan muazzam tesislerdi. Belirlenmiş kural ve tertip içerisinde, üzerlerinde sürekli olarak sportif faaliyetler gerçekleştirilirdi.

Şüphesiz bu ok meydanlarının en ünlüsü, İstanbul Okmeydanı’dır. İstanbul’un Fethinden (1453) hemen sonra, II. Mehmet (Fatih) tarafından yerleri sahiplerinden alınarak okçuluk sporuna resmi olarak vakfedilmiştir. Alanın sınırları ve kullanım amacı tecavüzleri önlemek için ayrıntılı olarak belirlenmiş, alan dahiline tırnaklı hayvan sokulması, ölü gömülmesi, ev yapılması, hatta kuş uçurtulması Sultan Fermanı ile yasaklanmıştır.

Tesis, Hıdırellez’de (6 Mayıs) açılır, Kasım’da (Ruz-ı Kasım) kapanırdı. Atışlar ve müsabakalar Pazartesi ve Perşembe günleri yapılırdı. Böylece 48 gün resmi müsabakalar ve çalışmalar için ayrılmış olur, geriye kalan zamanda da sporcular serbest çalışma (meşk) yapabilirlerdi.

TALİMHANEMİZDE GELENEKSEL OKÇULUK EĞİTİMİ

Ata sporumuz olan okçuluğun tekrar ihya edilerek milletimize kazandırılması, bu konuda bilinçli gençler yetişmesini sağlayarak Türk okçuluğunun gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak birincil hedefimizdir.

ATÖLYEMİZDE USTALIK EĞİTİMİ

Hacı Bayram-ı Veli camiinin manevi atmosferinde kurulan atölyemizde Türk geleneksel silahları orijinal örneklerine birebir uygun olarak yeniden üretildi. Uzman atölye ekibimizce orijinal örneklerine birebir uygun olarak üretilen geleneksel silahlara dokunarak tarihi süreci algılama fırsatı verilmektedir.

//]]>